1 Eylül 2019 Pazar

Tour De Thrace | Day 4 | Kırkareli - Edirne - Keşan - Gelibolu

Kaynarca, Kırklareli ile Pınarhisar arasında, şehir merkezine 25 km uzakta olunca, sabah erken saatte yolu düşüp, Kırklareli ve Edirne'yi üstüste gezerek, bir sonraki konaklamayı Gelibolu'da yapmamıza bir engel yoktu. Planladığımız gibi sabahın erken saatlerinde güneş iyice yükselmeden Kırklareli'ye doğru yola çıktık. 


Göz alabildiğince ayçiçek tarlaları etrafımızı sarmış bir şekilde bir film setinde yol alır gibi hafif dalgalanan yolda etrafı seyrede seyrede 20 dakikada Kırklareli'ne girdik.


Sanal alemin yönlendirmeleri ile kendimizi Atatürk Evi'nin önünde bulduk. Burası Kırklareli'nin yayla dediği hafif yüksek bir mahallesi. Atatürk Evi'nin hemen önündeki yemyeşil ve büyük bir park muhtemelen popüler vakit geçirme alanlarından birisi. Bu parkın etrafında rengarenk boyanmış ve neredeyse aslına uygun otantik görünümlü güzel güzel evler var. Fotoğraf çekmeden ilerlemeniz olası değil.


Atatürk Evi'ne giriş ücretsiz ancak giriş yapan ziyaretçi sayısını tespit edebilmeleri için numaratörden size bir giriş numarası veriyorlar. Biz açık mı kapalı mı tereddütü yaşarken, bizden önce 10 kişinin girdiğini numaramızdan anladık. Bu ev 2018 yılında ziyaretçilerini ağırlamaya başlamış, Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin birebir kopyası. Mimari olarak birebir aynı olsa da iç mimarisinde Atatürk'ün tüm hayatından kesitler var. Çok güzel düşünülmüş, oldukça büyük ziyaretçi sayısı olan bir Müze. Detaylı bir şekilde gezmek maksimum 45 dakikanızı alır. Ayrıca yine aynı müzenin en alt katında hatıra olarak edinebileceğiniz hediyelik eşya satış mağazası var. Bu mağazanın gelirleri Kırklareli Belediyesi tarafından, ihtiyac sahibi öğrencilere burs olarak dağıtılıyormuş. Bunu duyduktan sonra düşünmeden bir kaç ürün alıyoruz. Ne paramız yabana gidiyor ne aldığımız üründe seçicilik gerekiyor ne de olsa üzerinde Atatürk var.


Biz Kaynarca'dan kalkıp, Kırklareli'nde müze gezip işimizi bitirdiğimizde daha saat 10:00'du ve daha Kırklareli'nde hayat başlamamıştı. Ama kaydadeğer sayıda yabancı plaka arabanın kentin çeşitli sokaklarında, tarihi ve turistik mekanlarında olduğunu görebiliyorduk. Karayoluyla ülkemize giriş yapanların bir kısmı Bulgaristan ile Dereköy sınır kapısın kullandığı için Kırklareli merkeze girmeden geçiş yapmaları mümkün değil.


59 km ötedeki Edirne'ye gidişimiz, Kırklareli'ne gelişimiz kadar zevkli değil. Yine etrafımıza sapsarı ayçiçek bahçeleri ama yoldaki yapım çalışmaları nedeni ile yol zevkli değil. Yolumuz yaklaşık 1,5 saat sürdü. Edirne'ye geldiğimizde saatler 11:30'u gösteriyordu. Tabelaları takip ederek kendimizi Selimiye Camii'nin hemen arkasında buluyoruz ve tesadüftür ki, hemen giriş kapısının ardında, gölge ve cadde üzerinde belediyeye ait bir otoparka aracımızı bıraktık. Otopark görevlisi city guide gibi hemen bize gezilecek görülecek yerleri anlattı ve saatlik otopark ücretini, siz Edirne'de işinizi 4 saatte bitirirsiniz diyerek kesti. İyi niyetine ve bilgisine dayanarak işaret ettiği yerleri gezmeye başladık. İlk durağımız Selimiye Camii..

Selimiye Camii'ni; Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün sitesinden yaptığımız alıntı ile anlatıp biz güzelliğin tadını çıkartmaya başladık.

İstanbul’un fethinden önce Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan Edirne’nin en önemli anıtsal eseri olan ve şehrin siluetini taçlandıran Selimiye Camii ve Külliyesi, 16. yy.’da Sultan II. Selim adına yaptırılmıştır. Teknik mükemmelliği, boyutları ve estetik değerleriyle döneminin ve sonraki zamanların en muhteşem eseri olan Camii ve Külliye, Osmanlı mimarlarından en önemlisi Sinan’ın Ustalık Dönemi eseri, mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri ve insanın yaratıcı dehasının bir başyapıtı olarak kabul edilmektedir. 
İnce ve zarif 4 minareye sahip büyük kubbesiyle görkemli Camii, iç tasarımında kullanılan ve döneminin en iyi örnekleri olan taş, mermer, ahşap, sedef ve özellikle çini motifleri ve ince işçilikleri ile kubbe ve kemerlerindeki kalem işleri, mermer döşemeli avlusu ve yapıyla bağlantılı el yazması kütüphanesi, eğitim kurumları, dış avlusu ve arastası ile bir sanat türünün zirvesini temsil etmektedir.
Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 19-29.06.2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen 35. Dönem Toplantısında alınan 35 COM 8B.37 sayılı karar ile 1. ve 4. kriterler kapsamında kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir.

1

Selimiye Camisinin bahçesi sayılabilecek yakınlıkta Edirne Edirne Etnografya Müzesi, Osmanlı Mezartaşları Gezi Alanı, Edirne Kent Müzesi bulunuyor. Biz detaylı gezmedik ama yazalım ki gezmek isteyenlere rehber olsun. 

Biz camiden çıktıktan sonra Rüstempaşa Kervansarayı, Eski Cami, Ali Paşa çarşısını gezmek ve oturup karnımızı doyurabileceğimiz bir ciğerci bulmak üzere gezmeye başladık. 

İlk dikkatimizi çeken şey, araçların yayalara gösterdiği saygı ve verdiği aşırı önem. Aynı bir çok medeni ülke/şehirde olduğu gibi yayaların geçiş üstünlüğü ve araçların yavaşlayarak yol vermeye çalışması. Kırklareli'nde dikkatimizi çekmişti ama Edirne'de uygulamanın kalitesi muazzam. Tüm Edirne halkını ülkemize örnek olması bakımından durdurup tebrik etmek geçiyor içimizden. 

Önce biraz gezip sonra yemek yemeğe karar veriyoruz, kulağımıza fısıldanan Aydın Usta'nın yerini bulduk nasılsa... 

Edirne'nin çarşıları (tarihi ve modern) birbiri ile içiçe ve dolayısı ile içerikleri de içiçe... Yani bir mistik hava solumanız çok olası değil ama hediyelik eşya alabilirsiniz. Bir de çok sayıda saray helvacısı etrafta sizi bekliyor. 

İmparatorluğun İstanbul'dan önceki başkenti olan Edirne, imparatorluğun ilk yıllarındaki gibi mütevazi... İstanbul'daki gibi şafşata, şaaşa, gösteriş çabası gözünüze çarpmıyor. Ama tarihi bir kentte olduğunuzu ve sınırın dibinde olduğunuzu bir an unutmuyorsunuz. Çünkü etrafta Yunan ve Bulgar komşular günlük alışverişlerini yapmaya gelmiş, görüyorsunuz. Bir de çok miktarda gurbetci.. Ülkeye girdikleri ilk nokta da adeta yılların özlemini gidermeye çalışıyorlar. 

Edirne'den yola çıkıp türkülere bırakıyoruz kendimizi...  "Evreşe Yolları Dar", "Çıktım Şarköy'ün Yoluna", "Kızılcıklar Oldu mu?", "Bağa Girdim Bağ Budanmış", "Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar" gibi nice eğlenceli türkünün yazılmasına ilham veren, neşeli topraklar... 

Havsa, Uzunköprü, Keşan, Evreşe, Bolayır derken Gelibolu'ya varıyoruz. 

Uzunköprü, Meriç Köprüsü, Keşan ve Evreşe'yi gezemedik, çünkü artık hem yorulmuştuk hem de bir an önce kendimizi Gelibolu'ya atmak istiyorduk. Ama Edirne - Gelibolu arası muhteşem manzaralı yoldan geçiyorsanız yukarıda saydığımız türküleri mutlaka açarak geçin. Zevk alın, eğlenin, bu topraklar eğlenceli topraklar.. 

Gelibolu'da Hamzakoy'da konaklayacağımız otele vardık. Girişimizi yaptıktan sonra, bir süre kendimizi dinlenmeye bıraktık çünkü bugün çok yol katettik. 


Hamzakoy muhteşem bir yer. Sahilinin önünden bütün dünya sizi selamlayarak geçiyor. Çanakkale Boğazı'nın Marmara Girişi'ni karşılayan bu koy, Gelibolu'nun hemen bir yan koyu. Her iki yanı askeri bölgelerle kapatılmış, yürüyerek Gelibolu Merkez'e 15 dk. sürüyor. Hamzakoy sahili bildiğiniz güney sahilleri gibi.Ama şezlong koymak yasak. Halk Plajı... Şemsiyeler var, kumsal var, arkada kafeler var... daha ne arayacaksınız ki. 


Güneş öfkesini biraz söndürünce kendimizi sokağa attık. İlk hedefimiz, dedemin yaptırdığı ve şu an Gelibolu'nun en aktif turistik anıtlarından olan Bayraklı Baba Türbesi... O kadar yakınımızdaymış ki, yürüyerek gittik. Bayraklı Baba'nın hikayesi biraz enteresan hemen kısaca bahsedelim. 


Osmanlı donanmasında bayraktarlık yapmış Karacabey oğlu diye bilinen bir Gelibolu'lu, Çanakkale Şavaşları zamanında şehit olursam beni Gelibolu'da gömün başıma da bir bayrak dikin diye bir vasiyeti varmış. Şehit düşünce Gelibolu'nun Hamzakoy sırtlarına gömmüşler ve mezar taşına da bayrakta Karabey yazmışlar. 1960 yılında Gelibolu Bando Bölüğü'nün komutanlığını yapmakta olan dedem, bando bölüğünün hemen üstünde yer alan bu mezarlığı gezerken, eski Türkçe bilen bir askeri yardımı ile bu mezarın taşını okur. Bunu kendine görev edinen dedem, gönüllü askerlerinin yardımı ile bu çalılık arasında kalmış mezarlığın etrafını mesire alanına çevirir ve adını da Bayraklı Baba olarak koyar. O günden bugüne her geçen gün popülaritesini arttıran Bayraklı Baba, maalesef şu an Türbe olarak adlandırılıyor ve adağı gerçekleşen, gelip bu mezarlığa bayrak dikti. Şimdilerde bayraktan görünmüyor. 

Gelibolu'nun sembollerinden birisi de Gelibolu Feneri... Fener, Gelibolu ile Hamzakoy'u birbirinden ayıran tepenin üzerinde boğaza hakim ucuna konumlanmış tarihi fener mutlaka görülmesi gereken mekanlar arasında. Etrafındaki park akşam saatlerinde mangalcıların işgaline uğruyor. Belediyenin burada inanılmaz bir duyarsızlığı var. Kente gelen tüm turistler Fener Manzarası'nı izleyip, oradan boğazın tadını çıkartmak istiyor ama mangal dumanı, çöp yığınları gerçekten tüm manzarayı ve güzelliği mafediyor. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.