6 Kasım 2012 Salı

Biberon Kuşağı


Bu yalnızlığa nicedir aşinayız.

Çocuklarımız bir süredir uyku öncesi masallarını yataklarının başucuna konan bir teypten dinliyor. Oyunlarını bilgisayarda oynuyor. Derslerini videodan izliyorlar, kahramanlarını televizyondan seçiyor, sevgilileriyle internette buluşuyorlar.


Bütün bunlar olurken bir odanın içinde yapayalnızlar.

Yüzyılın biz getirip bıraktığı nokta burası...

Onlara “biberon kuşağı” demek geliyor içimden .80’lerin ekonomik özgürlüğünü kazanmış, “yuppie” annelerinin “memelerim sarkar” endişesiyle emzirmeden yetiştirdiği bebekler büyüyüp yüzyıl sonunda ergen oldular.

Daha cinsellikle tanışmadan AIDS’le karşılaştılar.

Doğum kontrol haplarının yaygınlaşması sayesinde özgür seksin kapılarını aralayan ebeveynlerinin aksine, tanımadıkları bir virüs yüzünden özgür seksin kapılarını çektiler.

Bu korkunun zoruyla, giderek yalnızlığın güvenli ıssızlığını keşfettiler. Şimdi “dokunmadan yaşama”nın "tadını çıkarıyorlar".

Markete gitmeden, internetten sipariş verip bilgisayar aracılığıyla alışveriş yapıyor, doktorlarına röntgen filmlerini “mail”leyip, uzaktan muayene oluyorlar.

Onlara “X kuşağı” da deniliyor; "ölü kuşak" ya da "ne idüğü belirsiz nesil" anlamında...

En belirleyici özellikleri yalnızlıkları….

Danstan, “bir bele sarılmanın hazzı”nı alamayan büyüklerin aksine, kulaklarında walkmenle “techno” ritminde tek başına dans etmekten haz alıyorlar.

Sofra başında aile ile birlikte değil, odalarına ekran karşısında veya burgercide ayaküstü, ama mutlaka yalnız “atıştırmayı” tercih ediyorlar.

Gazete okumuyor, “göz atıyor”lar.

DVD’deki filmi zıplayarak izliyor,kitabı sayfa atlayarak okuyorlar.

İnternette gezinirken aynı anda telefonda konuşabiliyorlar, yemek yiyebiliyorlar, televizyon izleyebiliyorlar ve dergilere göz atabiliyorlar.

Uzun sevişmeler yerine üstünkörü “dokunuş”ları, uzun konuşmalar yerine kısa “sunuş”ları seviyorlar.

İnternette gevezelik” sitelerinden birine girip yarattıkları yeni dili görmelisiniz.hep bir yere yetişme telaşındaymış gibi görünen,konuşan,yazan bir neslin kendine özgü dilini kuruyorlar: “Hi”(“Hay” okunur, selam yerine geçer) ile başlayıp “Bye” (“Bay” okunur, veda niyetine kullanılır) ile biten “N’aber" sorusuna “N’olsun" diye yanıtlandığı garip bir geyik muhabbeti...

En çok, kitapçılarda “ünlü roman özetleri” türünden kitaplar görünce onları anımsıyorum. Yüzyılın başındakileri hayata bakışlarını değiştiren kitapların sadece konularıyla ilgileniyorlar.

Sağlıklı yaşıyor, iyi kazanıyor, kolay harcıyorlar... hem parayı hem dostlarını...


Markalarını, okullarını, kariyerlerini ailelerinden, arkadaşlarından, fikirlerinden daha çok önemsiyorlar.

Hayatı “zap”layarak yaşıyorlar.

Bilgisayarlarında olduğu gibi özel hayatlarında da “sörf” yapmayı, derine dalmadan yüzeysel ilişkiler kurmayı, kök salmadan dolaşmayı yeğliyorlar.

Bu “kök salamama” meselesi , Türkiye açısından özellikle önemli….

Dündar, Can. "Nereye?" 5. baskı. İstanbul: İmge Kitapevi, 2002.

——. “Yeni Çağ Nereye”. X Kuşağı 63-65 sf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.